Malpractice  in Neonatology

 

Tutku Özdoğan

Yenidoğan uzmanı

tutkuozdogan@yahoo.com

                                                               Yenidoğanda Malpraktis

___________________________________________________________________________

Summary

Medical malpractice is a legal cause of action that occurs when a medical professional deviates from standards in his or her profession,  causing injury to a patient.  According to the 44th World Medical Assembly in 1992 medical malpractice involves the physician’s failure to conform to the standard of care for treatment of the patient’s condition, or a lack of skill, or negligence in providing care to the patient, which is the direct cause of an injury to the patient. Medical malpractice claims are increasing in the world and in our country. Demand for some professions like obstetrics is decrasing because of fear of litigation. In this article medical malpractice at neonatal period which is the first 28 days of life will be discussed in the light of some cases. Asphyxia and retinopathy of prematurity are especially very vulnerable pathologies of neonatal period and there are a lot of malpractice  claims on these subjects. To prevent the malpractice claims it is necessary to make disclosure to patients for medical errors since medical errors cause morbidity and mortality for patients. The Institute of Medicine in 1999 recommended a reporting system for medical errors with the aim of learning from their causes and decrasing their frequency: “To Err is Human”. It was updated in 2016 and ” Patient Safety 2030″ was targeted to reduce patient harm because one of the principles of medical ethics is “do no harm”.

 

 Keywords

Newborn, medical malpractice

__________________________________________________________________________________

 

Tıbbi uygulama hataları sağlık hizmetlerinin sunulması sırasında görevli sağlık personelinin kusurlu hareket etmesi sonucu ortaya çıkan olaylardır. Dünya Tabipleri Birliği’nin 1992 yılındaki 44. Genel Kurulu’nda tıbbi uygulama hataları “hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar” olarak tanımlanmıştır. Tıbbi uygulama hataları, “hizmetleri sunan hekim, hemşire ve ilgili yasaya göre hastaya müdahale yetkisi bulunan fizyoterapist, psikolog veya diyetisyen gibi sağlık personelinin, öneri ve/veya uygulamaları sonucu, hastalığın normal seyrinin dışına çıkarak, iyileşmesinin gecikmesinden hastanın ölümüne kadar geniş bir yelpazedeki koşulların” tamamını içermektedir Tıbbi hatalar önlenebilir tıbbi olaylar olarak tanımlanabilir  (1).

Tıbbi uygulama hatalarına bağlı davalar günümüzde ülkemizde ve dünyada artış kaydetmiştir. Hatta bazı klinik branşlarda (örn. Kadın hastalıkları ve doğum) meslekten ayrılmalar ve ihtisaslaşmada azalmalar görülmektedir. Bu yazıda özellikle yenidoğan döneminde ortaya çıkan kötü tıbbi uygulamalar konusuna değinilecektir. Yenidoğan dönemi hayatın ilk 28 gününü kapsar ve hasta grupları arasında en savunmasız dönemdir. Pediatri (çocuk sağlığı ve hastalıkları ) ve yenidoğan branşlarında onam hastadan değil aileden  alınmakta  ve bu çok duygusal ve stresli bir zamanı kapsamaktadır. Doğumdan sonra yenidoğan bebeğin başka bir yenidoğan yoğun bakıma transportu söz konusuysa anne ve bebek ayrıldığı için iletişim problemleri sıkça yaşanabilmektedir.Anneye ait  faktörlerin yenidoğanın prognozu üzerinde etkisi olması nedeniyle bilgilerin gizliliği konusu da önem kazanmaktadır.

Amerika Birleşik Devletlerinde (ABD) son yıllarda en çok dava konusu olan yenidoğan hastalıkları; doğumda oksijensiz kalma ( hipoksi/asfiksi), menenjit, solunum problemleri, doğumsal anomaliler ve prematüreliktir ( 37 haftadan erken doğum). Ülkemizde de benzer şikayetlerin olabildiği tahmin edilebilir. Yenidoğanla ilgili dava konuları çoğunlukla doğum öncesindeki olaylarla ilgilidir. Riskli doğumlara çocuk hekiminin girmemesi, doğumda hipoksi, gecikmiş ya da yetersiz canlandırma ve enfeksiyon tedavisi, hekimler ( kadın doğum-çocuk) arası, hekim-hemşire ya da hekim- aile arasında  yetersiz iletişim verilebilecek örneklerdir. İlaç hataları da yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde sıklıkla karşılaşılabilen problemlerdir. Bu hataları azaltmak eczacılar, hemşireler ve hekimler arasındaki işbirliği ile mümkün olabilir. İlaçların güncellenmesi, yeterli personel sayısı, ilaçların reçete edilmesi, taşınması ve hastaya verilmesi konusunda işlemler sistematik hale getirilmelidir. Yenidoğan ve prematüre bebeklerde ilaçların kiloya göre verilmesi ve doz aralığı çok önemlidir, küçük bir hata bebeğin ölümüne yol açabilir. İlaçların okunaklı yazılması, kısaltma yapılmaması, sözel ifadelerden kaçınılması hekimlerin dikkat etmeleri gereken kurallardır. Benzer şekilde hemşireler de ilacı vermeden hastanın kimliğini kontrol etmeli, hesaplamaları bir kez daha yapmalı, bir hata varsa hekime bildirmeli ve ilaç veren cihaz kullanımını iyi bilmelidirler.

Sağlık çalışanlarının kendi aralarında ve ailelerle aralarındaki iletişim mediko legal konulardaki önemini korumaktadır. Ailelerle yapılan konuşmalarda sade bir dil kullanılması, tıbbi terimlerden kaçınılması, ailenin dinlenmesi ve yeterli vaktin ayrılması iletişim problemlerini en aza indirecektir. Sağlık çalışanlarının hasta hakkında kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda da aileye yanlış bilginin verilmesi, hasta gizliliğinin ihlali ve meslektaşları hakkında küçümseyici ifadeler sorunlu alanlardır (2).

İlaç hataları dışında başka bir örnek olarak  bir bebeğe başka bir annenin sütünün verilmesi belirtilebilir. En zarar verici hatalar yoğun bakımda solunum cihazını kurallara göre kullanmamaktan kaynaklanmaktadır (3).

Örnek vermeye devam edecek olursak: Prematüre bir bebek ambulansla transferi sırasında oksijen tüpü açılmadığı için oksijensiz kalmıştır. Ya da sonuçlara geç bakıldığı için bir bebeğin kan şekerinin çok düşük olduğu 3 saat sonra fark edilmiştir. Kan şekeri düşüklüğü bir bebeğin beyninde ciddi hasarlar bırakabilmektedir. Yine yenidoğan yoğun bakımlarda küvözden bebeklerin düşürülmesi de rastlanabilen ciddi  hatalardır.En bilinen önlenebilir tıbbi hata yoğun bakımlardaki nazokomiyal enfeksiyonlardır.Pek çok bebek bu enfeksiyonlar nedeniyle kaybedilmektedir. Halbuki yoğun bakımda çalışan personel el yıkama kurallarına dikkat etse ve hasta yatış süreleri kısaltılsa ölümler önlenebilir (4).

Yenidoğan döneminde maddi ve manevi olarak hem aileler hem de hekimler için ciddi sorun olan en önemli 2 hastalığı  malpraktis açısından yakından inceleyelim:

ASFİKSİ:  

İsveç’te yapılan bir çalışmada  15 yıllık (1990-2005) bir sürede doğum esnasında tıbbi hatalara bağlı olabileceğini düşündükleri 177 vaka irdelenmiştir. Vakaların % 98’inde fetusun takibinde ihmal olabileceği düşünülmüştür. Fetusun kalp atımlarında anormallikler saptandığı halde zamanında müdahele yapılmamıştır. Kadın doğum hekimine 1/4 vakada fetusun kalp atımları kötüleştiği halde ebeler tarafından haber verilmemiş, verilen vakalarda da hekimin gelişi çok gecikmeli olmuştur. Yine doğum eylemi sırasında kullanılan oksitosin ( doğum eylemini hızlandıran ilaç ) endikasyon dışı ya da yüksek doz kullanılmış, kan akımlarını yavaşlatarak bebekte asidoz ve hipoksiye yol açmıştır (5). İsveç’te olduğu gibi ülkemizde de sorunsuz doğumları ebeler yaptırmaktadır. Kadın doğum hekimiyle ebeler arasındaki iletişim ve kuralların oluşturulması asfiktik doğumların önlenmesinde gereklidir. Ülkemizden bir örnek vermek gerekirse; doğum eylemi başlamış bir gebenin önceki doğumu sezeryan ve bebeği iri (5000gr) olduğu halde ebe tarafından normal doğuma zorlanması, bebeğin kalp seslerinin zayıflaması durumunda icapçı hekime ulaşılması ve rahmin yırtılması  nedeniyle bebeğin kaybedilmesi söz konusu olmuştur. Burada ebe yüzde yüz kusurlu bulunmuştur. Hekim ve diğer sağlık personeli, görevini yaparken yapılması gerekeni yapmamaktan, önlenebilir bir tehlikenin önlenmesinde özen göstermemekten, mesleğinin esaslarını bilmemek ve beceriden yoksun olmasından dolayı ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulabilmektedir (6).

 

Asfiktik doğumu önlemek için elektronik fetal monitorizasyon yapılması sezeryan doğum oranlarını arttırmış, serebral palsi ve ölüm riskini azaltmamıştır. Yasal olarak asfiksinin zamanı en önemli anahtar noktadır. Yapılan çalışmalarda çoğunlukla bu dönem doğumdan öncedir. Doğumdan hemen sonra alınan kordon kan gazı bebeğin doğum anındaki hipoksi durumunu en iyi yansıtır. Yenidoğan canlandırmasında standartları oluşturabilmek için en eğitimli personelin zor doğumlarda erken haberdar edilmesi ve ekibin sürekli eğitilmesi asfiktik doğumları önleyecektir.  Her şeyin kayıt altına alınması da olası davalarda en önemli kanıt olacaktır.

ABD’de sigorta şirketleri 10 yıllık (1988-1998) bir dönemde nörolojik hasarlı bebekler için açılan davaları incelemiş ve bunların en pahalı tazminatlar olduğunu belirlemiştir. Çalışmanın sonunda doğum öncesi ve esnasında her şeyin çok iyi takip edilip kayıt edilmesi, özellikle doğumun ikinci evresinin yakından takip edilip uzama durumunda tüm ilgili sağlık çalışanlarının haberdar edilmesi ve gerekli girişimlerin yapılması, yine gebelik süresi uzadığında da çok dikkatli olunması gerektiği önerilmiştir (2).

 

Prematüre Retinopatisi: ROP

Prematüre retinopatisi (ROP) çocukluk çağının en önde gelen görme bozukluğu ve körlük nedenlerinden biridir. Tarama ve erken tedavi ile çoğu önlenebilen retinopati, prematüre bebeklerin hayat kalitesini önemli derecede düşürmektedir. Gestasyon haftası ve ağırlığı daha büyük bebeklerin taburculuk sonrası taramaları gecikebilmekte, dolayısıyla tedavi şansı azalmaktadır. Davaların sıklığı, muayene ücretinin düşüklüğü ve randevu sistemindeki zorluklar nedeniyle daha az sayıda göz hekimi ROP bakmak istemektedir (7).

ROP insidansı azalmamaktadır  ve  yakın gelecekte de sorun olmaya devam edecektir. Ülkemizde de ROP nedeniyle hasta şikayetleri olmaktadır. Literatüre baktığımızda ROP ile ilgili malpraktis vakalarının irdelendiği makaleler bulunmaktadır. Şikayet nedeni olan durumlar; göz hekiminden geç konsültasyon istenmesi, göz muayenesi takiplerinin yapılmaması, tecrübesiz göz hekimlerinin eksik tanı koyması, tedavi zamanının geçirilmesi, kontrol zamanlarının uzun tatillere gelmesi, göz hekimleri arasında çeşitli nedenlerle ihtilaf olması, aileye konuyla ve takiple ilgili yeterli bilgi verilmeyip yönlendirme yapılmaması, bebeğin başka bir hastaneye sevkinde ROP muayenesinin belirtilmemesi sayılabilir. ROP muayenesi bebeği takip eden çocuk doktoru veya yenidoğan uzmanının sorumluluğunda olup göz hekimi konsültandır. Ancak göz hekimliğinin de bu konuyla ilgili eğitimlerinin tam olması ve asistanlarla birlikte muayeneyi tamamlamaları gerekmektedir.Hastanenin ROP muayene ve takibiyle ilgili mutlaka bir protokolü olmalıdır. Yenidoğan yoğun bakımdan bir hemşirenin ROP koordinatörü olarak belirlenmesi ve hastanede bir ROP izleme sisteminin kurulması takipleri aksatmayacaktır. ROP ile ilgili davalar az sayıda olmakla beraber hastayı ve ailesini ömür boyu mağdur bırakacağı için insana bağlı hatayı önlemek en önemli vazife olmalıdır (8).

Bu konuyla ilgili ülkemizden bir örnek vermek gerekirse; 34 haftalık doğan Suriyeli prematüre bir bebek solunum sıkıntısı nedeniyle özel bir hastaneye sevk edilmiş. Tam da ROP bakılma  zamanı olan kırk beş gün sonunda taburcu olmuş. Aileye bu konuda bir uyarı yapılmamış. Bir iki gün içinde bebekte başlayan zatüre nedeniyle başka bir eğitim hastanesine yatış yapılmış. Burada ROP bakan göz hekimleri olduğu halde hastadan ROP için konsültasyon istenmemiş. Hasta bu yoğun bakıma 3 kez yatıp çıkmış. Yetmişinci gününde taburcu olacakken başka bir hekim bu bebeğe acilen ROP bakılması gerektiğini söylemiş ve evre 5 ROP tanısı konulmuş. Bu evrede tedavi şansı bulunmamaktadır.  Aile Türkçe bilmediği için yaşanan iletişim problemleri nedeniyle bebeklerinin durumu hakkında yeterince bilgi sahibi olamamışlar . Takip eden hekimler kendi hatalarını göz ardı ederek  kolaylıkla ailenin randevusuna gelmediği için bebeğin evre 5 ROP tanısını aldığını iddia ederken, aslında o  hastanede yenidoğan yoğun bakımda yatan hastalara göz hekimi tarafından ROP bakılabilmektedir. Burada görüldüğü gibi hekimlerin zincirleme ihmalleri olduğu halde aile de Suriyeli olduğu için hiçbir hukuki işlem yapılmadı. Bir bebek görme özürlü hayatına devam etmek zorunda kalırken buna sebep olan hekimler belki de benzer ihmallere sebep olmak üzere çalışmaya devam ediyorlar. İşte Türkiye’de sağlık sisteminde buna benzer pek çok vaka olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki ailelerin  hak aramamaları ve hekimlerin bu paternalistik tavırlarıyla ders almadan çalışmaya devam etmeleri ve bazen de korunmaları nedeniyle ülkemizde sağlık sisteminde şeffaflık, dürüstlük ve vicdan adına alınacak  çok yol olduğu görülmektedir.

Malpraktis tanımı yerine  “kurtarmak için geç kalınmış olması” gibi bir terim kullanılabilir mi? Yine bir örnek verelim: Yirmi sekiz  hafta doğan prematüre bir  bebek 14 günlükken beslenmesinde problemler olmaya başlamış  ve birkaç kez solunumu durmuş. Takip eden hemşire, doktora haber vermemiş ve bebeğin sabah kanlı dışkılaması olmuş. Nekrotizan enterokolit tanısı konulan bebek çocuk cerrahisi olmadığı için başka hastaneye sevk edilmiş ve hemen ameliyata alınmış. Bebek ertesi gün hayatını  kaybetmiş. Elbette her komplikasyon önlenemeyebilir ancak komplikasyonun geç fark edilmesi nedeniyle bebeğin hayatını kurtarmak için geç kalınmıştır (9).

Tıbbi hataları bildirmek:

Batıdaki kaynaklarda hataların ailelere anlatılması ile ilgili çok fazla çalışma görmekteyiz. Bu konuyla ilgili bilgi vermeden önce bir  örnek vererek yazımıza devam edelim.

Yirmi üç haftalık doğmuş çok küçük prematüre bir bebek şu anda 4 aylık. Yoğun bakım sürecinde pek çok kritik dönemlerden geçtikten sonra solunum cihazına bağlı olmadan en stabil durumdayken aniden solunum ve kalp durmasıyla tekrar canlandırma uygulanmış. Çekilen grafisinde kateterinin yanlış yerleşimli olduğu ve son kötüleşmesinin bu nedenle olan emboliden kaynaklandığını bir radyolog fark etmiş. Bu son olayda bebeğin beyni ciddi olarak oksijensiz kalmış ve ağır sakat olma ihtimali çok yüksek. Bu durumda aileye bebeğin kötüleşmesinin yanlış yerleştirilen kateterden kaynaklandığını doktorlar söylemeli mi? Bebeğin kötü durumu tıbbi hatadan kaynaklanmışken yaşam destek ünitesini çekmeyi teklif etmek doğru mu?

Yoksa aileye zarar vermemek için masum yalanlar mı söylemeli?

Ancak günümüzün profesyonel kurallarına göre hasta kendi sağlığıyla ilgili doğru bilginin sahibi olmalıdır. Bu hasta için yapılan hata ve hatanın farkedilmemesi aileye hem radyologlar hem de klinisyenlerin olduğu bir toplantıda açıklanmalıdır. Bu olayda rol oynayan hekimler aileden özür dilemelidirler. Hekimlerin “hatayı inkar et ve savunmaya geç” yaklaşımından hızla uzaklaşması gerekir. Hata yapılır yapılmaz aile ile konuşulmalıdır.  Böyle bir yaklaşım aile ile güven ilişkisinin kurulmasına yardımcı olur. Hekimler aileye de bebeğin durumu hakkında her an bilgi vereceklerini  bildirmelidirler . Ancak hekimler açısından hatanın tam ve dürüstçe açıklanmasını engelleyen durumlar  vardır: Hekimin  dava edilme korkusu, hakkında oluşturulacak  negatif dedikodu, lisans kaybetme korkusu gibi.

Bir hekim veya hemşirenin hatası sonucu hasta zarar gördüyse bu sessizlik, gizlilik ve utanma duygularını da ön plana getirmektedir. Bu durum günümüzde değişmeye başlamıştır. Tıp ve sağlık hukukunda hata bildirimi ve hastadan özür dileme gündeme gelmektedir. Şeffaflık ve dürüstlük kalitenin ve güvenliğin artmasına neden olmaktadır (10).

Bir hatayı uygun ve etkili bir şekilde bildirmek bilgi, beceri ve motivasyon ister. Bir hata zarara yol açmadığında ya da önemsiz bir zarar oluştuğunda yetkililer hatayı bildirmek istemezler. Genelde hatayı yapan kişiler  hasta ve hasta sahibiyle nasıl konuşacağını bilemediği, çalıştığı kurumun desteğini alamadığı ve dava edilmek endişeleriyle hata bildiriminden kaçarlar. Bunların yanında etik olarak hata bildiriminde bulunmayı tercih edenler farklı kavramları ön planda tutmaktadırlar. Dürüst, güvenilir, sorumluluk sahibi olmak, hatalardan ders alabilmeyi öğreten rol model olabilmek, hasta-doktor ilişkisini güçlendirmek ve hastalara hata yapmanın kimi zaman kompleks bir durum olabildiğini anlatmak bunlardan bazılarıdır. Kimi zaman doktorlar bir hatayı hastayla paylaştıklarında rahatladıklarını ifade etmektedirler. Yine de hata bildirimi konusunda programların oluşturulması ve bunun etik standartlarda yapılması önemlidir (11).

Örnek vermek gerekirse Leape ve Burlington’a göre bildirim tam, merhametli, dürüst olmalı, gerçekleri içermeli, sorumluluk ve pişmanlıktan bahsetmeli, bir tür içten özür ve gelecekte benzer olaylar olmayacağına dair açıklamalar olmalıdır (12). Tüm bunlar bize şu anda gerçek dışı gibi gelebilir çünkü hekimler hata bildirimini yapmak istediği halde nasıl yapacağını, neler söyleyeceğini bilememekte, sonucunun ne olacağını, dava edilirse aleyhine işleyip işlemeyeceğini tahmin edememektedir. Hekimler bir hatalarını fark ettiklerinde ya da ortaya konduğunda panik, suçluluk, utanma ve gururunun incinmesi gibi duygu durumlarını yaşamaktadırlar. Hastaların birçoğu da kendilerine önemsiz tıbbi hataların dahi bildirilmesini istemektedirler. İleri etik standartların oluşması için hata bildirimlerinin tıbbi etik ilkeleri (otonomi, zarar vermeme, yarar sağlama, adalet ) çerçevesinde tecrübe ve eğitimle gerçekleşeceği kesindir (2).

Tıbbi hatalar aslında sağlık sisteminin gelişiminde rol oynamış bizlerin pek çok uygulamayı sorgulamamıza neden olmuştur. Tıbbi hata davaları sağlık çalışanları için yaşamın bir gerçeği haline gelmiştir. Bu problemin çözümü risk yönetiminin prensiplerini öğrenmek ve uygulamak, iletişime çok önem vermek ve tıbbi kayıtların düzgün tutulması sayesinde olabilir. Sağlık hizmetlerinde kalitenin artması ve hasta güvenliği de önemli konulardır (2).

Gönüllü ve  anonim  hata bildirim sisteminin oluşturulması hataların tekrarlanmasını engelleyecektir.

Belli bir protokolü izlememek, iletişim problemleri, dökümantasyonda hatalar, dikkatsizlik, dalgınlık, tecrübesizlik, yorgunluk, yetersiz eğitim, stres, yetersiz personel ve arızalı  cihaz tıbbi hataların nedenleri arasında sayılabilir. Özellikle dikkatsizlik, dalgınlık,iletişim problemleri gibi insani faktörler üzerinde çalışılması hataların önlenmesinde çok önemli rol oynayacaktır.

Başarılı hata bildirim sistemleri; cezasız, gizli, özgür olmalı ve sonrasında bilirkişi analizi ve zamanında geri bildirim içermelidir (4).

Sağlık bakanlığının bu yıl uygulamaya koyduğu güvenlik raporlama sistemi çok olumlu bir sistem olarak dikkatimizi çekmektedir. Geri bildirimlerin dağılımına  baktığımızda bildirimlerin % 89’u laboratuar hata bildirimi iken ilaç hata bildirimi % 7, cerrahi hata bildirimi % 3.6 olarak verilmektedir. Raporlamanın detayına baktığımızda da cerrahi branşlardan uzman hekimler ve hemşireler en fazla bildirim yapmışlardır. Burada dikkat çeken bir nokta dahili branşlardan ( iç hastalıkları, çocuk hastalıkları ve yoğun bakımlar ) hiç hata bildirimi yoktur. Yazımızın başlığı olan yenidoğan döneminde yapılan tıbbi hatalar hiç bildirilmemiştir. Bildirilmemiş olması hataların yapılmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle bu konudaki farkındalığı arttırmak için yazmak, hekimlikte şeffaflık ve doğruyu söylemek konusunda çok sayıda eğitimler yapmak zorundayız (13).

Tıbbi hataları önleyerek sağlıkta kaliteyi arttırabiliriz. Daha emniyetli bir sağlık sistemi inşa edebilmek için 1999 yılında Amerika’da Tıp Enstitüsü tarafından bir rapor hazırlanmıştır ve bu rapora ” To err is human / beşer şaşar” adı verilmiştir. Bu bir dönüm noktasıdır.  Çünkü tıbbi hatalar hastaların yaralanmasına, yakınmasına ve ölümüne neden olmaktadır (14).

Beşer şaşar. Tıpta hatalar olabilir ve olacaktır da. Bu hataların sıklığını azaltmaya yönelik sağlık sistemleri oluşturulmalıdır. Hasta güvenliğinde ilerleme hata raporlama kültürünün kişilerin birbirlerini suçlamasından çıkıp hataları anlama ve ders çıkarma boyutuna ulaşmasıyla mümkün olacaktır. Hasta konuşmanın ortasında olmalıdır. “Hasta güvenliği 2030” hedefine kadar alınacak çok yol olduğu görülmektedir (15).

 

REFERANSLAR

  • Polat O, Pakiş I. Tıbbi Uygulama Hatalarında Hekim Sorumluluğu. Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi 2011; (2) 3: 119-125
  • Donn SM. Medical liabilty, risk management, and the quality of health care. Semin in Fetal Neonatal Med 2005 Feb;  10(1): 3-9.
  • Snijders C, Van Lingen RA, Molendijk A, Fetter W P F. Incidents and errors in neonatal intensive care: a review of the literature. Arch Dis Child Fetal Neonatal 2007;92:391-398.
  • Suresh G, Horbar J D, Plsek P, Gray J, Edwards W H, Shiono P H, Ursprung R, Nickerson J, Lucey J F, Goldmann D, for the NICQ2000 and NICQ2002 investigators of the Vermont Oxford Network. Voluntary Anonymous Reporting of Medical Errors for Neonatal Intensive Care. Pediatrics 2004;113:1609-1618.
  • Berglund S, Grunewald C, Pettersson H, Cnattingius S. Severe asphyxia due to delivery-related malpractice in Sweden 1990–2005. BJOG 2008;115:316-323.
  • Beyaztaş FY. Dört Olgu Nedeniyle Tıbbi Yanlış Uygulama. C. Ü. Tıp Fakültesi Dergisi 2001; 23 (1): 49-53.
  • Bain L C, Dudley R A,Gould J B,Lee H C. Factors Associated with Failure to Screen Newborns for Retinopathy of prematurity. J Pediatr 2012;161:819-23
  • James D. Reynolds Malpractıce and the quality of care in retinopathy of prematurity (an Amerıcan Ophthalmological Society thesis). Trans Am Ophthalmol Soc 2007 Dec; 105: 461-480
  • Gephart S M, McGrath J M, Effken J A. Failure to Rescue in Neonatal Care. J Perinat Neonat Nurs 2011 Jul- Sep; 25(3): 275-282.
  • Bell S K, Mann K J,Truog R, Lantos J D. Should We Tell Parents When We’ve Made an Error? PEDIATRICS 2015; (135) 1:159-163.
  • Hannawa A F. Principles of medical ethics: implications for the disclosure of medical errors . Medicolegal and Bioethics 2012;  2: 1–11
  • Leape L (Ed.) When Things Go Wrong: Responding to Adverse Events. Burlington, MA: Massachusetts Coalition for the Prevention of Medical Errors; 2006.
  • “Ulusal Güvenlik Raporlama Sistemi.” Sağlık Bakanlığı – Güvenlik Raporlama Sistemi. N.p., 2016. Web. 11 Oct. 2016.
  • Kohn LT, Corrigan JM, Donaldson MS. To Err is Human. Building a Safer Health System. Washington 2000 .
  • Patient safety is not a luxury. The Lancet 2016; (387)19: 1133.